İçeride olduğundan habersiz olan arkadaşları, ellerini yıkarken onun hakkında konuşuyorlardı. Yakın bir dostu, sitemli bir ses tonuyla arkadaşının ismini zikrederek:
— “Bu sene ne bahane uyduracak bakalım,” dedi.
Diğeri hemen atıldı:
— “Ne bahanesi kaldı ki? İlk sene ‘borcum var’ diyordu; o günden bugüne kaç defa terfi aldı, parası var.”
— “Sonraki seneyi hatırlıyor musun?”
— “Hatırlamaz mıyım? ‘Ben başka memlekette korkarım abi’ demişti.”
— “Bir ara da ‘Yaşım genç’ dediğini hatırlıyorum.”
— “Evet ya, o ne saçma bir bahaneydi öyle! Bu sene de “hazır hissetmiyorum der”
Dostu derin bir iç çekti:
— “Nasip,” dedi, “insanın her şeyden önce nasibi olacak.”
Duydukları karşısında şok olmuştu. Arkadaşları gidene kadar bekledi, ardından ağır adımlarla dışarı çıktı. Kendi kendine düşündü: “Ben gerçekten nasipsiz miyim?” Kendi kalbine kovasını daldırdı ve bakmaya başladı; sahiden neydi onun umreye gitmesine engel olan sebepler?
Umre, gerçekten de davet edilmek ve nasip ile alakalı bir ibadettir. Ancak insanın iç dünyasında uydurduğu bazı bahanelerle bu süreci sürekli ertelediğini görüyoruz. İşte bugün o yaygın bahaneler ve üzerine düşündüklerimi sizlerle paylaşmak istiyorum.
- Mükemmeliyetçilik Tuzağı
Bazen karşımıza o meşhur mükemmeliyetçilik duygusu çıkar ve fısıldar: “Umreden döndüğün zaman her şeyi dört dörtlük yapmalısın. Eğer yapamayacaksan hiç gitme!” Oysa unutmamak gerekir ki; Allah insanı mükemmel olsun diye değil, hatalarından ders çıkarıp tövbe etsin diye yarattı.
- Yaşam Tarzı ve Dünya Telaşı
İnsan, umreye gittiğinde hayatının tamamen değişeceğinden ya da çevresindekilerin onu kınamasından korkabiliyor. Kimi zaman da dünya işleri bitmek bilmeyen bir mani gibi önümüze dikiliyor: “Önce şu işleri halledeyim, çocuklar bir büyüsün, taksitler bitsin…” Halbuki bu sayılanları yarım bırakıp gidenlerle dolu mezarlıklar…
- Manevi Yetersizlik Hissi
“Henüz hiçbir şey bilmiyorum; önce biraz öğrenip sonra gitmem lazım,” düşüncesi de sıkça başvurulan bir kaçış yoludur. Oysa insan her daim öğrenmekle mükelleftir. Allah kuluna bilmediklerini değil, bilip de tatbik etmediklerini sorar. Her şeyin özünde “ihlas”, yani saf Allah rızası olmalıdır. İhlasla söylenen bir “Sübhanallah”, samimiyetten uzak yapılan binlerce eylemden daha kıymetlidir.
- Konfor Alanından Çıkma Korkusu
Bilmediği bir memlekete gitmekten, yabancı bir kalabalığın içinde ne yapacağını bilememekten korkmak insani bir duygudur. Ancak burada iki mesele vardır: Birincisi tevekkül; yani her işimizi Allah’a teslim etmek. İkincisi ise pratik bir gerçek: Havalimanındaki görevliden esnafına, taksicisinden memuruna kadar hemen herkesin temel düzeyde Türkçe bildiği bir iklimden bahsediyoruz.
- “Yaşım Genç” Yanılgısı
Toplumumuzdaki en büyük yanlışlardan biri, manevi sorumlulukların sadece yaşlılığa rezerve edilmesidir. Çoğunlukla namaz ve tesettürde kendini gösteren bu düşünce “umre” söz konusu olduğunda ise ilk sıralarda yer almaktadır. “Daha gencim, ileride giderim,” diyerek umreyi erteleyen ve yaşlandığında gidenlerim ortak tek bir cümlesi vardır: “Keşke daha erken gelseydim!”
Özetle kıymetli okuyucu tüm anlattıklarımı özetleyen o meşhur cümle ile sözlerimi sonlandırmak istiyorum. “Mezarlıklar, tüm işlerini bitirdikten sonra ibadet etmeyi planlayan insanlarla dolu. Çağrı gelmiştir, belki de sadece yankılanmasını beklediğimiz duvarlar bizim kendi bahanelerimizdir.”
