
Hadi Yürü! Hatta durma, koş!
Çünkü birazdan bir kadının kıyamete kadar sürecek duasının içine gireceksin.
Öyle bir dua ki, Allah o duayı kıyamete kadar gelecek müminlere ibadet diye yazmış…
Bir annenin ayak izlerinden yürüten bir ibadet…
İbrahim Peygamber tarafından, Kur’ân’ın ifadesiyle “Ekinsiz bir vadiye…” (İbrahim, 14/37), kucağında yavrusuyla bırakılan bir annenin…
Granit karası kıraç dağların ortasında sebeplerin sustuğu yerde yanlızca Müsebbibü’l-Esbâb’a sığınan bir annenin…
Teslimiyetiyle, kup kuru bir vadiye hayat getiren bir annenin…
Tevekkülüyle, Cezîretü’l-Arab’ın kurak bağrından tüm dünyaya âb-ı hayat akıttıran bir annenin…
Bugün milyonları misafir eden Mekke şehrini kuran bir annenin, Efendimizin ceddesi, Hazreti Hacer’in ayak izleri …
O izler seni Kur’ân’ın “Bekke” diye andığı yere götürüyor: “Şüphesiz insanlar için kurulan ilk ev, Bekke’de olan, mübarek ve âlemler için hidayet kaynağı olan evdir” (Âl-i İmrân, 3/96).
Bekke…
Etrafındaki sarp kayalıklardan daha sivri kibirlerin dahi kırıldığı, aczin kuvvete, fakrın rahmete, şefkatin Zemzeme dönüştüğü yer.. Akbabadan başka kuş uçmaz, kervan geçmez o günkü Bekke’de onu bırakıp giden İbrahim nebinin ardından “bunu sen mi istedin, Allah mı emretti“ diye soran Hacer annemizin, “Allah emretti” cevab’ını alınca “Öyleyse O bizi zayi etmez” diyerek Rabbinin emrine koşulsuz boyun eğdiği yer:
Tevhidin iktiza ettiği teslimiyeti yaşayarak…
Teslimiyetin iktiza ettiği tevekküle sarılarak…
Tam orda, kucağında açlık ve susuzluktan ağlayan bir evlatla sıcaktan kavrulmuş o çorak vadide şefkatle çarpan bir annenin yüreğinden yükselen dua fiile döküldü:
Hacer annemiz, önce Safâ’ya çıktı. Sonra Merve’ye koştu. Aradı. Ümit etti.
Sonra tekrar çıktı Safâ’ya ve tekrar koştu Merve’ye. Yine aradı ve ümit etti.
Sonra tekrar, ve tekrar…
Ta ki Allah ona ve ZEMZEM‘i ihsan edene kadar.
O mübarek kadının ayak izlerinde yürüyorsun sende şimdi.
Çünkü o, “Öyleyse O bizi zayi etmez” dedikten sonra durmadı. Beklemedi. Şikâyet etmedi. Ümitsizliğe kapılmadı.
Ama Yürüdü. Aradı. Koştu. Tekrar yürüdü. Tekrar aradı. Tekrar koştu. Ve sonunda muvaffak oldu.
Allah’ta onun bu tevekkülünün adını Sa‘y koydu.
Arapçada Sa’y, çalışmak, çabalamak, gayret göstermek mânâlarına gelir.
Ve ne manidardır ki, dilimizde kullandığımız mesai kelimesi de aynı kökten gelir.
Müminin hayatı da bir Say’dır. Nitekim Rabbimiz buyurur:
“İnsan için ancak çalıştığının (Sa’yinin) karşılığı vardır.” (Necm, 53/39)
Bediüzzaman Said Nursî’nin ifade ettiği gibi, kulun vazifesi vazife-i ubudiyettir; neticeleri yaratmak ise vazife-i İlâhiyedir.
İşte Hz. Hacer’in sırrı da burada gizlidir.
Hz. Hacer sadece Sa’y etti, “mesaisini” yaptı, fiilî dua etti.
Safâ’dan Merve’ye… Merve’den Safâ’ya… Yedi kez…
Adımları ile Rahmet Kapısını çaldı.
Ve Allah, onun fiilî duasına Zemzem ile icabet etti.
Tevhidin zirvesinde bir imanla sebeplerin sustuğu yerde, Rabbine teslim oldu..
Say olarak tecessüm eden tevekülü ile cenneten bir ırmağın o kupkuru çölde çağlamasına vesile oldu.
Bugün sen de o duanın içindesin.
Umarım Sa’yinle aradığını bulursun.
اللَّهُمَّ ارْزُقْنَا صِدْقَ التَّوَكُّلِ عَلَيْكَ
“Allah’ım! Sana hakkıyla tevekkül edebilmeyi bize nasip eyle.”

3 Comments On SAY: BİR ANNENİN DUASINA YOLCULUK
Emine
Harika ya bir say tefekkürü olmuş kaleminize sağlık
Münir Şahin Ağaryılmaz
Maşallah insan okurken zamanlar ve mekanlar arası bir yolculuk yapıyor.Birazda muktesebatınız olunca ayrı bir lezzet veriyor.
Hacer Hülya Karadağ
Kalemin daim olsun inşallah hocam