
“Sanırım aşk ömürde bir defa yaşanıyor. Sadece bir göz, insana bu kadar hüzün verebiliyor. Aşk denilen saçmalık; insanı en mutlu eden şey değil de en rezil eden şey galiba. Allah’ı tanımayan bir kalbin en büyük hüznü…
Ama sevda öyle mi? Sevda bambaşka. Onda Rabbin izni var. Helalin gözleri sana elemsiz bir mutluluk verir. Ellerini tuttuğunda parmakların arasından gerçek aşk akmaya başlar. Biraz ayrı kalsan özlersin, hep yanında olsun istersin. İşte ben buna sevda diyorum. Sevda sana Allah’ı hatırlatır ve eşine baktıkça sen artık eşinden geçip Allah’a ulaşırsın.
Heh, umre de aynen böyle… Dedi arkadaşı.
— Nasıl yani? dedi.
— Aşk gibi bir şey yani, sevda gibi… Kabe’yi bir gör, gözünü çeviremezsin. Dünya yüzünde böyle bir yerin varlığı insanı sevdaya sürükler. Orası bir mekan olur senin için; sevdanın mekanı…
Allah seni makamına kabul eder ve kalbin iman pompalamaya başlar. Gözünden akan yaşlar pıt pıt kalbine damlar ve sen tüm günah ve hatalarına rağmen oraya kabul edilmenin mutluluğunu yaşarsın. Sonra fırsat kollarsın sevdana dokunmak için ve o kalabalık içinde bir boşlukta gel der sana sevdan bana gel. O siyah kumaşa dokunduğunda, parmaklarının arasından akan iman seni alır götürür.
Hüzün yok Kabe var, elem yok Kabe var ve kalbin sana seslenir: ‘Kabe var ancak unutma bu Kabe’nin bir Rabbi var.’ Ve birden anlarsın; aslında sen bir mekanın değil, makamın misafirisindir.
Ve Kabe kaybolur, yer kaybolur, zaman durur. Metaf alanında insanların sesi kısılır; sadece sen ve Rabbin vardır. Eş istersin, aşk yani sevda istersin, para istersin, sağlık istersin… Bilirsin ki Allah vermek istiyor ve vermeyi seviyor; sen de istersin.
Derken bir Mevlevi misali çark eden kalbin, Nakşi gibi zikre başlar ve dayanamaz Kadiri misali cezbeye gelir, seslenirsin: ‘Allah’ım! Hamdın tamamı Sana aittir. Kemalin tamamı Sana aittir. Celalin tamamı Sana aittir. Takdisin tamamı Sana aittir. Rabbimiz! Bizden kabul buyur; şüphesiz Sen, her şeyi hakkıyla işiten, her şeyi hakkıyla bilensin.’
— Dur, yeter tamam anladım, hadi kalk!
— Nereye kalkayım?
— Kalk, şu biletlere bakalım.
— Ne bileti?
— Mekke… Ben sevdaya tutuldum.
Güler arkadaşı:
— Senin sevda dediğin davet… Sen davet edildin!”Sevda gittiğinde başlar, döndüğünde yakar.

Comment On Sevdayı Kabe’de Yaşamak
Seher Silahsızoğlu
Kaleminize sağlık.
Kara Sevda’yı bahtımıza düşüren Allah, bizlerin kalbini bizatihi davetiyle beytinde defaatle misafir ederek mutmain etsin.